Skip to main content

Kültürlerarası İletişim  

  Günümüzde; sosyal medya, ulaşım hizmetleri ve teknolojik alanda yaşanan gelişmelerle, küreselleşmeyle ve en önemlisi uluslararası göç faaliyetleriyle birlikte farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmak hayatımızın bir parçası hâline gelmiştir. Farklı kültürlerin bir arada bulunması, ortaya sosyal bilimler açısından incelenmesi olanaklı olan birçok yeni durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunlar; kültürlerarası iletişim, kültür çatışması, entegrasyon, kültürel asimilasyon ve kültürel melezleşme gibi konuları barındırır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren günümüze kadar olan süreçte “kültürlerarası iletişim” alanında birçok çalışma yapılmıştır ve hâlâ yapılmaya devam edilmektedir. 

  Kültür ve İletişim 

  Kültürlerarası iletişim; farklı kültürel arka planlara sahip bireyler arasında etkileşim, anlam aktarımı, yabancı olanın algılanması ve açıklanması ile kültürel çeşitliliklerin dikkate alınması gibi konuları ele alan disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Bu alan, temelde iki ana kavram etrafında şekillenir: kültür ve iletişim. Kültür genel anlamıyla; toplumların maddi ve manevi açıdan geleneklerinin, alışkanlıklarının, özelliklerinin ve her türlü düşünce ve sanat varlıklarının tümüdür. Jürgen Heringer’e göre ise kültür, yaşam biçimi demektir. Kültür özel bir türden nesnedir. Dil gibi o da ortak bilgiye dayanan insani bir kurumdur, ortak insan eylemleri içinde oluşmuştur. İrade ile oluşturulmuş bir olgu değildir. Daha çok görünmez bir elin ürünüdür. Anlamlı ortak eylemler için bir potansiyeldir. Ancak bu potansiyel yalnızca performans içinde, tam anlamıyla ortaya çıkar ve bu da performans yoluyla oluşmuştur. Performans kavramı; kültür bağlamında bir toplumun tarihsel, sosyolojik, düşünsel ve sanatsal etkinliklerinin oluşmasını, sürdürülmesini ve dönüşmesini ifade eder. Bu süreç, yalnızca büyük ölçekli etkinliklerle sınırlı kalmayıp gündelik yaşam pratikleri ve bireysel katılımla sürekli yeniden şekillenir. İletişim ise insanların birlikte toplumsal gerçekliği inşa ettikleri ve düzenledikleri bir süreçtir. Her toplumun günlük yaşamdaki çeşitli durumlar için geliştirdiği özgün dilsel ifade biçimleri bulunur. Selamlaşma, vedalaşma, hitap biçimleri ve nezaket kuralları bu anlamda önemli iletişim kalıplarıdır. İletişimin başlangıcı ve sonu bu tür rutinlerle belirlenir. Bu dilsel davranış biçimleri, toplumsal birer norm olarak kültürden kültüre değişiklik gösterebildiğinden kültürlerarası iletişimde sıklıkla yanlış anlamalar ve hatalı yorumlamalar ortaya çıkabilir. 

  1. Kültürlerarası Etkileşimi Etkileyen Faktörler 

  Kültürlerarası iletişim kavramı kendi içinde; dil farklılıkları, değerler ve inançlar, iletişim tarzları gibi alt başlıklar barındırır. Bu başlıklar farklı kültürlerin karşılıklı iletişimi esnasında ortaya iletişim boyutunda problemlerin çıkmasına yol açmaktadır.  

  1. Dil Farklılıkları  

  Dünya üzerinde konuşulan her dilin kendine özgü tipolojik, tarihsel, yapısal ve kültürel özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikler dilin kendisine yansır. Wilhelm von Humboldt’un da belirttiği gibi diller durağan değildir, aksine bir eylemdir. Bir dili diğerlerinden ayırt etmemizi sağlayan şey ise onun tarihsel ve artzamanlı gelişimidir. Dillerdeki bu gelişimler farklılıklara neden olur. Dil farklılıkları ise iletişim esnasında dil bariyeri, anlam karmaşası gibi bazı problemlere yol açar.  

  Dil bariyeri kavramı bireyler arasında dil ve dilsel yetenek farklılıkları nedeniyle etkili iletişim kurma zorluğu veya yetersizliğini ifade eder. Farklı kültürlere sahip iki birey arasında gerçekleşen iletişim esnasında ortaya çıkan bir olgudur. Dil bariyerinin ortaya çıkmasındaki en büyük sebep, kültürel ve dilsel yapıların farklılığıdır. Bu farklılıklar dil boyutunda sözdizimsel, anlamsal, morfolojik, retorik, fonolojik olarak gözlemlenebilir. Dil bariyeri kültürlerarası iletişimde açıkça gözlemlenebilir. Kültürlerarası bir iletişim türü beraberinde asimetrik iletişim yapısını getirebilir ya da konuşurlar karşıklıklı olarak iki tarafın da kültürüne ait olmayan ortak bir dilde konuşma tercihi yapabilirler. Yine de böylesi bir tercih durumu değişmeyecektir çünkü taraflar iki tarafın da içselleştirmediği başka bir kültürün kodlarını kullanmış olacakları için tekrardan bir dil bariyeri olgusu ile karşılaşacaklardır.  

  1. Değerler ve İnanç Farklılıkları  

  Değerler ve inanç farklılıkları kültürlerarası iletişimi etkileyen ve kültürler arasındaki sınırları belirleyen bir diğer faktördür. Bazı filozoflar değerlerin nesnel ve insanların duygu ve eğilimlerinden bağımsız olarak var olduklarını belirtirken bazı filozoflar değer ve doğruların içinde bulunduğu toplumdan ve çağdan bağımsız olamayacağını belirtir. Toplumsal değerler toplumların parmak izi gibidir ve onların kültür ürünleridir. Toplumun çoğunluğunun mensubu olduğu din ve topluma hakim olan inanç da kültürle yakından ilişkilidir. Her toplumun kültür yapısının oluşumunda din önemli bir yere sahiptir.  Dini geniş anlamda incelediğimizde dinin toplum üzerinde bir etkisi olması gibi toplumun da din üzerinde bir etkisi bulunur. Tıpkı dil ve toplum arasındaki ilişki gibi din ve toplum da birbirini etkiler. 

  Geertz’e göre kültür, sembollerle somutlaşıp tarihsel olarak taşınan bir anlamlar örüntüsüne; insanların hayat ve hayata yönelik tutumlar hakkında bilgilerini ilettikleri, sürdürdükleri ve geliştirdikleri sembolik formlarla ifade edilen tevarüs edilmiş bir kavramlar sistemine işaret eder. Burada sözü edilen semboller somut ve soyut olarak ikiye ayrılır. Somut kısım; haç, hilal, ibadet şekilleri gibi sembolleri içerirken soyut kısım; ritüel, mit ve inanç gibi kavramları içerir. Rus dilbilimci Voloshinov’a göre dinsel göstergeler anlam taşır ve toplumla doğrudan bağlantılıdır çünkü toplumda dil ve gösterge kapsamında yer edinen her anlam toplumsal ve tarihsel bağlamda üretilir. Bu da demek olur ki kültür, bu dinsel göstergelerin anlam kazanma sürecinde önemli bir rol oynar. Her toplumun kültürü kendine özgü ve diğer kültürlerden farklı olduğundan aynı sembollere farklı anlamların yüklenmesi beklenmedik bir durum değildir. Bu semboller iletişim sürecinde dile de yansıdığı için bu konu kültürlerarası iletişimde önemli bir yere sahiptir.  

  Kültürün dini etkilemesi ve değiştirmesinde dil önemli bir araçtır. Örneğin Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde Batılılaşma sürecinde Batı’dan yapılan kültür iktibaslarının başarıya ulaşması için dilde yapılan değişim çalışmaları, öz-Türkçeleştirmeler, arılaştırma girişimleri, harf devrimi gibi durumlar; kültürün dini, dini düşünceyi, bakış açısını ve hayatı değiştirme çabasında dili nasıl işlevselleştirdiğinin göstergesi ve örneğidir. 

  1. İletişim Tarzları 

  İletişim tarzları kültürlerarası iletişimde önemli bir rol oynar çünkü her toplumun iletişim biçimi; o toplumun dil kullanımı, değerleri, inançları ve sosyal yapısıyla şekillenir. Her kültür; yaşam biçimi, sosyal normları, gelenekleri ve toplumsal kimliğine göre bir iletişim tarzı geliştirmiştir. Amerikalı bir bireyin ve Japon bir bireyin iletişim sürecinde ortaya çıkan farklılıklar ve zorluklar bu kavramlarla yakından ilişkilidir.  

  İletişim sözlü ve sözsüz olmak üzere ikiye ayrılır.  İletişimin bu iki şekli gündelik iletişimde eş zamanlı olarak rol oynar ama toplumlarda farklı biçimlere sahiptir. Sözlü iletişim dil aracılığıyla gerçekleşir ve en az bir gönderen ve bir alıcı gerektirir. Sözsüz iletişim ise ne kadar görmezden gelinse de aslında gündelik iletişimin büyük bir kısmını oluşturur. Beden dili, jest ve mimikler sözsüz iletişimi oluşturan önemli unsurlardandır. Bunların yanında paralinguistik ifadeler olarak adlandırılan ses tonu, vurgu, hız ve duraksama gibi sesin özellikleri de sözsüz iletişimin parçasıdır. Guerrero’nun çalışmasına göre sözsüz iletişim, sözlü iletişime göre yaklaşık iki kat daha fazla anlam taşır. Sözsüz iletişimin birden fazla kanal içermesi ve davranış kalıplarından oluşması ona bu özelliği kazandırır.  

  Literatüre Edward T. Hall tarafından kazandırılan „High- Low context“ yaklaşımı iletişim tarzlarının kültürlerarası iletişim bağlamında incelenmesi bakımından iyi bir temel oluşturur. Hall bu yaklaşımla kültürlerin iletişimini „düşük bağlamlı“ ve „yüksek bağlamlı“ olarak sınıflandırır . Bu gruplar altında onların iletişimlerini, düşünce sistemlerini ve değerlerini açıklamaya çalışır.  

  Resim a1.1’deki tablodaki High- Low context bağlamında sınıflandırılan toplumlara bakıldığında Avrupa ükelerinin çoğunlukla „düşük bağlamlı“ doğu ülkelerinin ise „yüksek bağlamlı“ olarak sınıflandırıldığı fark edilebilir ancak bu genelleme bilimsel ve net değildir. Bu duruma aykırı olan İtalya ve Singapur gibi ülkeler bu genellemenin geçerliliğinin sınanması açısından önem teşkil eden örneklerdir. 

  Edward T. Hall, kültürler arasındaki farkı sadece dil kullanımı ve iletişim bakımından değil aynı zamanda sosyal etkileşim tarzı ve bilişsel yapı bakımından da inceleyerek „low-high context“ yaklaşımıyla sistematik bir şekilde ortaya koymuştur. Heringer eserinde bu yaklaşımın neden ortaya çıktığını şu sözlerle dile getirmiştir: „Soyutlamanın bir diğer adımı, kriterleri birçok kültüre uygulamak ve böylece genel türler oluşturmaktır. Tüm bu çabaları, bilinçli ya da bilinçsiz bir karmaşıklık azaltma bağlamında görüyoruz. Bu şekilde kültürler yönetilebilir hâle getirilebilir, belki de uysal hâle. Yaygın bir genelleyici ayrım, yüksek bağlamlı kültürler (high-context) ve düşük bağlamlı kültürler (low-context) arasındaki ayrımdır.“ 

  Resim a1.2’deki tabloda düşük bağlamlı ve yüksek bağlamlı kültürlerin iş hayatı, iletişim, bilişsel yapı ve diğer birçok bağlamda karşılaştırılması verilmiştir. Bu tablo bize kültürler hakkında genel bir izlenim verebilir ama bu farklar toplumlarda her zaman kesin ve net bir şekilde sınıflandırılmamaktadır. 

  Kültürlerarası iletişim zamanla gelişen teknoloji ve artan globalleşmenin bir sonucu olarak sosyal bilimler kapsamında incelenen önemli bir konu hâline gelmiştir. Yazımızda kültürlerarası iletişimin sahip olduğu özellikleri ve onu etkileyen etkenleri üç farklı başlıkta (dilbilimsel, göstergebilimsel ve sosyolojik anlamda) inceledik. Yazımızın amacı, bahsedilen konu hakkında kavramsal bir çerçeve sunmak ve kültürel normların, iletişim şekillerinin küresel bağlamda nasıl değişiklik gösterdiğini sergilemektir. Bu çerçevede konunun akademik ve sosyal ortamlarda incelenmesi kültürlerarası iletişimde karşılaşılan zorlukların aşılmasında ve yeni perspektiflerin geliştirilmesinde yardımcı olabilir. 

KAYNAKÇA 

Guerrero, L.K., & Floyd, K. (2006). Nonverbal Communication in Close Relationships (1st ed.). Routledge. https://doi.org/10.4324/9781410617064 

Voloshinov, V. N., & Küçük, M. (2001). Marksizm ve dil felsefesi. Ayrıntı yayınları. 

Heringer, H. J. (2017). Interkulturelle kommunikation (No. 2550). UTB. 

Mutlu, Erol (2004). İletişim Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları 

KARTARI, A. (2001). Farklılıklarla Yaşamak: Kültürlerarası iletişim, Ankara: Ürün Yayınları. 

Selçuk, A. (2005). KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM AÇISINDAN GÜNDELİK İLETİŞİM DAVRANIŞLARI. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi(13), 1-17. 

Uysal, E. (2003). Değerler üzerine bazı düşünceler ve bir erdem tasnifi denemesi: İnsanî erdemler–islâmî erdemler. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 12(1). 

Doğan, L. (1979). Din ve Toplum. Istanbul Journal of Sociological Studies, (17), 75. 

Okumuş, E. (2016). TOPLUM BAĞLAMINDA DİN-KÜLTÜR ETKİLEŞİMİ. Electronic Turkish Studies, 11(7). 

https://robsegers.blogspot.com/2013/03/low-context-and-high-context-cultures.html
https://culturallyenough.substack.com/p/communication-styles-across-cultures

Çağdaş Cenk Yıldırım 

Kelt DilleriDil ve Toplum

Kelt Dilleri

Eylül YılmazEylül YılmazEylül 10, 2025

Yorum Yap